30 Mayıs 2006

Sevdiklerim: Can Yücel / HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

hiç bir şeyden çekmedim şu ağzımdaki yaralardan çektiğim kadar...

Bir insanın ağzında 6 tane aft, 3 x 3 cm'lik bir alan içinde bu kadar mı çıkar ?

Bu kadar mı can acıtır, uykuları bile kaçırır?

Öyle ki,

Unutturmamak için kendini günlüğe yazdırır...

25 Mayıs 2006

GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ

Erkek dediğin biraz yontulmamış ve kaba olmalı yoksa doğasında ince kadınsı şeytanlıklar bulundurur ve kadınlar bunları erkeklerde görmeye alışmadıklarından karşılaştıklarında hazırlıksız yakalanırlar.

17 Mayıs 2006

dize:YABANCILAŞMAK / YALANCILAŞMAK


Öyle bir boşaltmışsın ki kendini,
Öyle terk etmişsin ki,
Geride bir çöp bile bırakmadan.
Sonra da...

dize:ORTANCANIN KADERİ


Ne gariptir ortancalar
Ona göre 'bu en büyükleri',
'Bu da en küçükleri' dir hep.
Başta hep bir en leri vardır.
Oysa ortanca,
Öylece,
Usulca,
Ortada,
Ortancadır.
Yalnız.

16 Mayıs 2006

saçma-lamalar 1

Ayyyyy ayyy Cezmi,
Daha çok bekliyCezmi
Ayy ayyy Cezmi
Bize çektirdiğin nazmı

diye bir şarkı vardı bir zamanlar...

10 Mayıs 2006

çözümlemeler

Aşık olurken neye aşık olduğun, (gerçeğe mi yoksa kafanda yarattığın hayale mi) kendinle ne kadar çok yalnız kaldığına ve bu yalnızlığında aşık olduğu kişiyi ne kadar çok düşündüğüne bağlı.
Sanırım sağlıklı olanı, aşık olduğunda onu yalnızlığında kafanda tanımaya çalışmak değil, kendini onun hakkında düşünmeye fırsat tanımayacak kadar bile yalnız bırakmayıp, her anını, nasıl biri olduğuna dair onunla birlikte olarak, onu yaşayarak öğrenmek.
Hiçbir ön yargı ya da yanılsama oluşmasına olanak tanımadan.

Karaindrou'ya ithafen...

(ilk yazılış tarihi: 27/07/05)

19 Nisan 2006

parça 13: BİR TECAVÜZÜN ARDINDAN


" Seni lanetliyorum!
Dilerim yüce Allah'tan, bana biraz değer veriyorsa eğer, kalbini pisliklerle doldursun. Körel. Kalbindeki en son güzel şey, kalbine son uğrayan güzellik ben olayım. Seneler sonra biz seninle bir daha karşılaşalım ve göreyim seni. Bu arada yüce rabbim beni uzaklaştıramasın senden. Hep kurtulmak istedikçe ben karşına çıkayım. Her harama uçkur çözdüğünde, her kadın saçında, her gülüşte ben gelivereyim aklına apansız ve sen bu hayaletle yaşamak zorunda kal. Kalbin sana bir pislik olduğunu haykırsın.
En büyük dileğim Tanrı'mdan, anan, baban ve değer yargılarını kimler verdiyse sana, bu pisliklerini öğrensin ve yüzüne tükürsün senin.
Seninle ilgili en son büyük duam ve lanetim ise hayatında sevenlerinin azalması ve yalnız kalmandır. O ayazı tanıman ve bu buz gibi hissin kalbini o pisliklerle beraber doldurmasıdır.
Seninle hesabımız bitmedi. Ruhum, ruhunu rahat bırakmayacak. Tekrar karşılaşacağız ve sen o arada benim lanetimle olgunlaşacak, bana geldiğin noktada her şeyi anlamış, her şeyden vazgeçmeye hazır olacaksın. Tek dileğin cezanı çekip tekrar insan / âşık / mutlu olabilmek olacak. O anda benim sana benimle beraber kirlettiğin ve kadınlığını öldürdüklerin adına yapabileceğim tek şey, seni cezasız öylece ölü bırakmak, bir daha hiç yaşatmamak için affederek aşağılamak olacaktır."

Lanetin ardından her şey beklendiği gibi oldu. Naime, yıllar sonra mezarına hayatıyla ilgili hiçbir yük taşımamak için karşısında duran Lanet'e son kez baktı, tüm hafifliğiyle gülümsedi ve affetti.

(fotoğrafla ilgili kelimeler: Mazeppa/Bartabas)

18 Nisan 2006

EMİRGAN KORUSUNDAKİ BEYAZ LALE



- " Neyi anlamıyorum biliyor musun; sürüden ayrılmak için yaratılmışsın ama yine de uyum sağlamaya çalışıyorsun."

( fotoğraf: Zait Ak )

17 Nisan 2006

parça 12: DERS 2 / İNSANLARIN SATIR ARALARI

- İyi bir oyuncu olmak için, insanların satır aralarını okumayı öğrenmelisiniz çocuklar. En hesapsız cümleler onlardır. Aynı zamanda sahibi hakkında en çok gizi de ele veren.
Bu size günlük hayatınızda kurduğunuz insan ilişkilerinde de çok şey kazandırır. Okuduklarınızı karşınızdakine söylediğinizde kimi zaman "sobe" lemiş olur ve apansız maskesini düşürüverirsiniz ya da en ihtiyacı olduğu anda ona ait bu cümleleri söyleyerek, "seni görüyorum, farkındayım ve sana değer veriyorum" u başka hiç bir şey yapmaya gerek kalmadan deyiverir, belki de onun için en kıymetli insan olursunuz. Ben mesela en basitinden, değer verdiğim insanlara alacağım hediyeleri hep bu satır aralarından çeker alırım. Bunun yanında bu kısmı iyi dinleyin baylar, hadi sizin cümlelerinizle söyleyeyim, bir erkeğin istediği hatunu tavlamasının en sağlam yollarından da biridir bu, çünkü hatunlar malumunuz kendilerini bilen ve tanıyan erkeklere yani diğer bir deyişle "kadın ruhundan anlayan" larına bayılırlar.

Bu haftaki ödeviniz bu. Buradan çıktığınızda kendinize bir denek seçin ve onun satır aralarını yakalamaya çalışın. Sonra da bir şekilde, ona bu, kendisinin bile belki farkında olmadığı cümleleri söyleyiverin. Bakalım neler olacak? Herkese iyi çalışmalar !

-Abi tapıyorum bu kadına, nasıl bir yaratık bu ya, hem güzel, hem akıllı, hem konuşmasını hem espri yapmasını biliyor. Her ders de bir veciz patlatılır mı ya. "insanların satır aralarını okuyun"! Ben seni okuyayım deyiverecektim az kalsın da zor tuttum. bu kadının kocasını ya da sevgilisini çok merak ediyorum abi.
- Oğlum süper fikir. Madem dikkatini çekmek istiyorsun hatunun, onu seç denek olarak ve şaşırt onu. Zeki kadını ancak böyle tavlarsın oğlum. Dedi ya işte satırlarını bilmem nesini işte oku, sınıfta söyleyiver ona ve "sobe"le.
- İyi de nasıl yapacağım ki ben bunu?
- Ne demek nasıl yapacağım, yuh be bunu da ben mi söyleyeyim sana! Senin gibi bir ekspere! Ne bileyim işte, izle tüm hafta çaktırmadan, satır arası dediği sadece cümle değil herhalde zekanı konuştur oğlum, hareketlerini izle, insanlarla nasıl konuştuğunu falan. Git geyiğine dersle ilgili bir şeyler sor, sana verdiği cevapları tut aklında. Bu sorulara çaktırmadan onun günlük hayat detaylarıyla ilgili soruları da sıkıştır ya da konuyu oraya getir, vesaire.
- Hakikaten lan, afferim be. Aslanım benim.

14 Nisan 2006

!!!!! sret koç , nügub misret koç

dize:CEVAPSIZ

Çok bekledim dün,
Çok şey bekledim
Sanırım problem de bu...

13 Nisan 2006

işte hayat böyle birşey

ayneeeen böyleee..
kimilerine göre alın yazısı ya da kader dedikleri
üzerinden geçmedikçe görünmeyen ve yaşanmak için üzerinden geçilmeyi bekleyen
beyaza beyazla yazılmış hikayeler...

12 Nisan 2006

07 Nisan 2006

parça 11 : İLK DERS

- Mesleklerden en çok zekâ ve bunu kullanma kapasitesi olan aklı gerektireni oyunculuktur çocuklar. Diğer mesleklerde de insan tanımayı gerektiren durumlar oluyor ama hiç birinde kendinden vazgeçmek zorunda kalmıyorsun. Bu sadece yetenekle olamaz. Nasıl bir yetidir ki bu kendini tamamıyla unutup başka bir aksanda, hiç olmadığın bir karakterde, kendini tamamıyla yadsıyarak ve hiçe sayarak yüzünün tüm çizgilerine kadar o rolü ve hisleri yansıtabilmek. Kendini yok varsaymanın en uç halidir oyunculuk. Bu nedenle yeteneğin yanında diğerlerinden sıyrılabilmek ya da hadi bunu hırs ve yarış haline getirmeden söyleyelim, mesleğini en iyi şekilde yapabilmek için aklı da beraberinde gerektirir. Dikkat edin, usta olmuş ve her rolü hakkıyla oynayabilen oyuncular asla sıradan bir zekâya sahip değillerdir. Hatta gazeteciler röportaj yaparken en çok bu tiplerden korkarlar çünkü baş edilmesi en zor olanlar bunlardır. Bir tehdit gördü mü ondan sıyrılması onun için çocuk oyuncağıdır. Akıllı derken iyi insanlardır demiyorum yalnız buna çok dikkat edin. Çünkü bunların kötü niyetli olanlarının hangi role bürünüp seni ne hale düşüreceğini bilemezsin. Neyse, konumuza geri dönersek, size bu mesleğe adım atarken derslerimde yeteneğinizi bir kenara bırakıp, insan tahlili yetinizi ve zekânızı kullanma kapasitenizi geliştirici egzersizleri, bol bol yapacağımızı belirtmek isterim. Hatta ilk ödeviniz en zor olanı. Bunu, sene sonunda bir kere daha yapacaksınız ve aradaki farkı sizinle dönem sonunda büyük bir keyifle tartışacağız. Evet, ilk ödevinizi veriyorum; akıl hastanesine gidip kendinize, zararsız olanlarından yalnız, bu çok önemli, bir hasta belirliyorsunuz ve onu gözlemleyip geliyorsunuz. Size içeri girmenin ve hastane yönetimini buna ikna etmenin yöntemini falan da vermeyeceğim. Her şey sizin kabiliyetinize kalmış. İyi şanslar!

Ders bu konuşmayla başlamış ve bitmiş, Naime de tıpkı diğerleri gibi bu sıra dışı hocadan çok etkilenmişti. Kapıdan çıkarken iki kızın kendi aralarında konuşurlarken "Duydun mu kötü niyetli olanlarından bahsetti. Demek ki başına bir şey gelmiş ki böyle konuşuyor." dediğini duydu. Kız şimdiden karakter tahliline başlamış, hocanın ders anlatırken kurduğu cümleden yaşadığı deneyimi hissetmişti. Umutsuzluğa kapılarak, "Ben sanırım en sonuncu olacağım bu derste." diye iç geçirdi.

25 Mart 2006

dize: ZİFT

Canım sıkkınken,
Çok çekilmez olurum.
Kimisi öyle değildir.
Somurtması bile sıkmaz insanı.
Benimse yüzüm karardığında,
Karşımdaki de kararır benimle.
Hiç kimseye tahammül edemem, kendime bile.
O yüzden de çok fazla somurtmam.
Çünkü kimden sıkılırsan ondan uzaklaşırsın da
Kendinden sıkılmanın çaresi nafiledir.

Ama bu sefer zift gibi sıkkınım.
Öyle ki, çevremdekiler yetmedi,
Bir de hava karardı, içim gibi.

18 Mart 2006

Önce sahiplenir misin?
Yoksa ait mi olursun?

Hangisi öncedir?

17 Mart 2006

parça 10: MEKTUP


"Ben öldükten sonra ilk cuma," diye başlıyordu mektup, "...çocuklar gittikten sonra keşfettiğimiz yere yemeğe gideceksin, her Cuma akşamı yaptığımız gibi. Nasıl da bulduk bu yeri değil mi?Çokbilmiş cimcimeler bir de onlarsız çok sıkılacağımızdan endişe ederlerdi. Hâlbuki seninle biz hiç birbirimizden sıkılmadık. Farklı olarak, bu sefer kravatın biraz yana kaymış ve gömleğinin yakaları düzgün olmayacak çünkü ben bağlamamış olacağım. Ama sen her zamanki gibi olmaya çalış olur mu? Sana her Cuma tekrar âşık olduğum gibi.

Yemekten sonra yatağımıza yatarken başucumuzdaki teypten şarkımızı çalmayı sakın unutma. Beraber sarılıp yattığımız, senin benim saçlarımı okşayarak sözlerini mırıldandığın. Ah bebeğim, 30 yıldır evde olduğumuz her Cuma ben şarkının ikinci nakaratını senden hiç dinleyemedim. O tatlı uykun hemen alırdı seni benden. Ben de şarkı bitene kadar senin o güzel yüzünün her santimetrekaresine ikinci nakaratı söylerdim. Son zamanlarda o kırışmış yüzünün her çizgisine şahitlik ettiğim yüzüne bakıp gözlerimden yaş gelmesini engelleyemeden uykuya dalardım."

Nahit, her Cuma beraber yaptıkları her şeyi tam onun dilediği gibi yaptı. Gerçekten de kravatını düzgün bağlamayı becerememişti. Restauranta gitti, usulca yemeğini yedi ve yürüyerek eve döndü. Pijamalarını giydi, yatağa yattı ama dayanamadı, kalktı. Salondaki tüm yastıkları yatağa getirdi ve sanki o orada yatıyormuş da arkasını dönmüş gibi görünsün diye yastıkları yatağın sağ tarafına dizdi ve üstüne yorganı çekti. Elinde ona yazdığı son mektup, yatağa tekrar girdikten sonra teybin düğmesine bastı ve karşısında Zeliş varmış gibi şarkıyı mırıldanmaya başladı. İlk nakarat bittiğinde gözündeki yaşları daha fazla tutamadı Nahit. Bu sefer o ağlıyor, gözünde yaşlar, teypte şarkının son mısraları, Zeliş'ine onu her zaman çok seveceğini söylüyordu.

(ilk yazılış tarihi: 15.03.06)

13 Mart 2006

Bir gün daha bitmek üzere...

Bunu yaşanmışlıklar hanesine + mı
Hayata - diye mi kaydetmeliyim?

28 Şubat 2006

acaba + zaman = keşke

acabalar + keşkeler = hayat